KÖYLERİMİZDE DÜĞÜN ADETLERİ
KIZ İSTEME: kız istemeye evlenme çağına gelen oğlan için
anne babası ve tanıdıkları çevrelerinden kız aramaya
başlarlar. Eğer oğlanın beğendiği ve seçtiği bir kız
varsa iş daha da kolaylaşır. Karar verilip fikir birliği
sağlanırsa kız isteme hazırlıkları başlar. Kız evine
gidilecek gün haber verilir. Oğlan evinin sözcülüğü
üzerine alan(kiya) kız evine gider. Ekseriyetle kız
istemeye Perşembe Pazar günleri gidilir. Kızın
büyüklerinden biz münasıp gördük sizde münasıp
görürseniz Allah ın emri Peygamber in kavli ile
kızınız... yı, oğlumuz... ya istiyoruz. Kız tarafı da
kendi aralarında konuşmak amacıyla süre ister. Bir süre
sonunda oğlan tarafı kız evine gider, kız evi gönüllü
ise ağız tadı niteliğinde çay, kahve vs. tatlı ikramında
bulunur. Eğer gönülsüz ise ikramlar şekersiz olur,
gelenlerin istenmediklerini belirtmek amacıyla
ayakkabıları dışarıya atma içlerine su ve acı biber
koyma vs. şeyler koyma gibi gittikçe azalan görenekler
uygulanır. Gönüllü taraflar arasında kızın oğlanı
görmesi ve söz kesme günü de biraz geç vakitte
kararlaştırılır.
Kararlaştırılan gün kız ve oğlan tarafının davetli
akrabaları kız evine toplanır. Söz kesimi ve şerbet içme
denilen tören yapılır. Bu törende kız tarafı kızları
için gerekli gördükleri takı, giysi,ve eşyaları oğlan
evinden isterler. Mutakıp kalıncaya kadar konuşulur,
sonunda nişan günü kararlaştırılır. Söz kesiminde
davetlilere prinç pilavı, baklava ikram edilir.
NİŞAN: söz kesiminden sonra
kararlaştırılan güne kadar oğlan evi " Nişan kofası"
denilen süslü ve içerisine kararlaştırılan takıların,
giysilerin vs. eşyaların konulduğu kofa hazırlanır, bazı
nişanlar sade olarak iki aile arasında yapıldığı gibi
güldürümlü denilen gösterişli nişanlarda yapılmaktadır.
Kız evine ait hazırlanan kofa gönderilir, kız evi de
nişandan sonra kofa karşılığı oğlana ait giysilerle
birlikte baklava, susam helvası, leblebi vs. gibi
şeylerle oğlan evine gider. Buna nişan karşılığı denir.
Evlerde veya salonlarda yapılan nişanlar oğlan evi
tarafından alınan nişan yüzükleri kırmızı kurdela ile
birbirine bağlanır. Kız ve oğlan tarafları ve davetliler
tören yeri salonda ise salona giderler, nişanlanacak kız
güzel giysilerle yüksek bir yere oturtulur. Bayanlar
arası sazın eşliğinde oyunlar oynanır, törenin sonunda
kaynana kıza nişan yüzüğünün ve hediyesini takar. Kızı
oyuna kaldırır. Bütün dost ve akrabalar, hediyelerini
kıza takarlar, nişanlı kız takı ve paralarla bezenir.
Hediyelerin kimler tarafından takıldığı bilinir. Nişan
evde yapılacaksa davetliler kız evine gider, yapılan
pirinç pilavı, baklava, limonata vs. yiyecek ve
içecekler ikram edilir. Kız ve oğlan güzel giyinmiş
halde ortaya çıkar. Uygun görülen seçkin bir kişinin
kısa konuşmasından sonra yüzükler takılır. Kız ile oğlan
davetlilerin elini öperler. Lokum sigara ve kolonya
dağıtılır. Kız ve oğlana davetliler tarafından hediye ve
para takılır. Hediyelerin kimler tarafından takıldığı
mutlaka belli edilir. Zamanı gelince karşılık vermek
adettir. Düğün hazırlıkları yapılır tarihi belirlenir.
DÜĞÜN: nişandan sonra tüm
hazırlıklar biter davetliler belirtilen günde belirtilen
yerde toplanırlar. Son günlerde Cumartesi-Pazar,
Perşembe akşamı yapılan 3-4 saatlik (balo ve bayanlar
arası) düğünden sonra kız oğlan evine gider. Böyle
düğünlerde de girişte lokum, kolonya, sigara ikram
edilir. Saz eşliğinde oyunlar oynanır, nikah memuru
tarafından nikah yapılır. Gelin damat oyuna kalktığında
hediye ve takılar takılır. Düğün sonrası takı takanlara
kız evinde kız evinde hazırlanan bohçalarla karşılık
verilir. Elmalı köylerinde düğünler, pazartesi öğle
başlar, Perşembe akşamı biter veya Cuma öğle başlar,
Pazar akşamı biter. Düğün öncesi (urba) denilen eşya,
giysi ve takı alınır. Bu arada nikah yapılır. Davetliye
veya oku denilen bardak, kibrit, havlu, mendil, yazma
vs. hediyelerle tanıdıklar davet edilir. Düğün evini
belli etmek üzere dua ile bardak asılır. Köylerde
gençler tarafından bir gün önceden (keşkeklik) buğday
dövülür. Düğün evinde yemek yenir. Bu ilk güne düğünün "
Bayrak veya yük günü" denir. Aynı gün oğlan evinin
eşyaları takıları kız kız tarafına alınan hediyeler
(ağırlık) kız tarafının ihtiyacı olarak odun, bazı
yiyecek maddeleri, süslenmiş koç, keçi bir araca
yüklenerek saz eşliğinde tüm davetlilerle birlikte kız
evine götürülür. Kız evince karşılanan misafirlerden
giyecek kolisi ile koç veya keçiyi getirene hediye
verir. Konuklara yemek veya şerbet verilir.
Kız evinden birkaç kişi kızın
eşyaları ile birlikte kızın yeni evini döyemek üzere
gelin evi döşemeye giderler. Buna ev döşeme denir. Oğlan
tarafı kız tarafından gelenleri ağırladıktan sonra
uğurlar. Salı ve Cuma akşamları oğlan evinde oğlan
kınası yapılır. Yakılan meydan ateşinin etrafında
yenilir, içilir, oynanır. Kadınlarda ayrı bir yerde
düğün ederler.
Çarşamba ve Cumartesi günü kız kınası yapılır, oğlan evi
misafirleriyle akşam kız evine gider, aynı gün öğleden
sonra kız süslenir başı örülür veya kuaföre gider. Buna
(başörme) denir. Gelen misafirlere yemek verilir. Erkek
veya bayanlar ayrı yerlerde düğün kurarlar. Damat kızı
koluna takarak bayan düğünü yerine alkışlar arasında
getirir, karşılıklı oynarlar gelini bırakarak erkek
düğününe döner. Bayanlar arası düğünde kız ve oğlan evi
ayrı ayrı oyuna kaldırılır, düğün sonuna doğru gelin
kaldırılarak oynatılır. Para takılır hazırlanan tepsiye
kına mumlar yakılır. Gelinin etrafında türküler
söylenerek dönülür, geline kaynananın eli öptürülür,
gelini ağlatmak için çeşitli maniler söylenir.
Avlumuzun günden yanını deldiler
Koyun gibi, kuzu gibi avlumuza doldular
Hani benim kızım nereye gitti diye sordular
Ağlama gelin ağlama, bu gece misafirsin bize
Gel bak anası gel bak kızın gelin olmuş gidiyor
Gel bak babası gel kızın gelin olmuş gidiyor
Gel bak ağabeyi gel kızın gelin olmuş gidiyor
Gel bak halası gel kızın gelin olmuş gidiyor
Biner atın iyisine
Gider yolun goyusuna
Selam edin dayısına
Gız anam gınan gutlu olsun
Gız anası, gız anası
Hani bunun öz anası
Gızın gelin olmuş gidiyor
Gız anam gınan kutlu olsun
Geline önce kız evi sonra da oğlan
evinden takılar takılır, hediyeler verilir. Oğlan evinin
hediyeleri liste yapılır sonra kız evinin hazırladığı
bohçalarla cevap verilir. Düğün bittikten sonra gelin
kız evine gider, kınası yakılır ve kınası yakıldıktan
sonra gelinin arkadaşları eğlenceye gece de devam
ederler. Gelin geceyi arkadaşlarıyla geçirir.
Ertesi günü Perşembe veya Pazar gelin giydirilir orta
yere oturtulur. Öğleden sonra gelini almaya gelen
kişiler, ayakkabı, ceket, vs. giyecekleri çıkarmadan
girerler. Çünkü gelinin yakınları olarak hediye
karşılığı verirler.(bir adettir mehel olan) diye
çağrılan kızın yakınları ellerini öptürerek
vedalaşırlar. El öpme işi bitince imam tarafından dua
edilir. Damada götürmek üzere yüksek bir yerden
gençlerin içine seccade atılır, boğuşmalardan sonra
seccadeyi alan damada götürür., bahşişini alır. Gelin
damat veya babası, kardeşi tarafından evden çıkarılır,
hazırlanan arabaya bindirilir. Kalan eşyaları da konarak
yola çıkarılır. Oğlan evince düğün sırasında hizmet eden
gençlere ergenlik adı verilen bahşiş verilir, bu parayla
gençler kendilerine ziyafet çekerler.
Gelin oğlan evine giderken yolu kesenlere para verilir,
gelin arabası hareket ettiği zaman su serpmek, şişe
kırmak adettir. Gelin eve gelince arabanın kapısı
açılmıyor diyerek şoföre bahşiş verilir. Gelin arabadan
inmeden önce oğlanın yakınları tarafından indirmelik
adıyla para ve çeşitli hediyeler verilir. Gelin damat
tarafından indirilir, damat ile gelinin başına buğday
veya leblebi şeker para karışımı serpilir. Çocuklar
tarafından toplanır.
Damat evinin kapısında davar kesilir, kanın üzerenden
gelin geçirilir. Batıllaşmış ve bazı yörelerde uygulanan
gelinin iyi huylu olması isteği ile (kaynananın ayağını
öpme, koltuğunun ayağının altından geçme, eşik öpme vs.)
gibi adetlerde uygulanır. Damat gelini odasına götürür,
duvağını açar, hoş geldin der ve görümlüğünü takar,
tekrar halkın arasına girer, el öper, arkadaşları ile
oynar, para takılır, eve katma yemeği yenir. Yatsı
namazından sonra öğütlenir ve yumruklamalar arasında
gelinin odasına gönderilir.
Evde sözü geçer olma inancıyla gelin damadın veya damat
gelini ayağına basar, inanca göre basan ileride söz
sahibi olur. Sabah gelin damat evdekilerin elini öper,
Cuma ve Pazartesi günü öğleden sonra gelin yüzü veya
duvak denilen eğlence tertip edilir. Böylece düğün
bitmiş yeni yuva kurulmuş olur.
RENKLERİN DİLİ, GEÇMİŞİN SESİ YUVA
EL İŞLEMELERİYLE YAŞIYOR
Bir ülkeyi veya bir şehri
tanıtırken veya onun özelliklerinden bahsederken bazı
belirli simgeler ortaya çıkar. Bu bazen turizm olgusu,
bazen ünlü birkaç isim olgusu ve bazen ise geniş bir
tarih olgusuyla kendini gösterir.
Bu yazımda sizlere buram buram tarih kokan,kültür kokan
Anadolu kokan Elmalı'nın Yuva Kasaba'sına gittiğim zaman
ki izlenimlerimi anlatacağım. Bu kasabada isterseniz
kendinizi çağdaş bir kentte hissedebilirsiniz veya
isterseniz o bozulmamış Anadolu kentlerinden birinde
yaşadığınızı zannedebilirsiniz. Belki bu durum size
tezatlar zinciri gibi gelebilir fakat asla öyle
değildir. Çünkü burası gelişen çağa ayak uydururken
tarihine de sahip çıkmıştır. Bir çok evin duvarında eski
el işlemesi halı ve kilimleri görebilirsiniz. Elbette
sadece bu kadar değil çulu, sarı namazlığı, ekmek
torbası, kızıl çuvalı, tuz torbası, terki heybesi,
iyilik torbası, tarak çulluk, mutav, renk renk işlenmiş
nakış örnekleri sizi yıllar öncesine götürür. Tüm bunlar
sabrın, göz emeğinin ve insanın iç dünyasının
güzelliğinin birer eskimeyen abideleridir. Bütün bunları
seyrederken birden kulağınızı bir yanık türkü doldurur.
Çünkü kaybolup giden birçok el emeğinden göz nurundan
geriye sadece bu türküler kalmıştır.
Yörük yurdudur da bizim yurdumuz
Allı yeşildir de bizim ordumuz
Bir orduya yeter bizim dördümüz
İnce belden aşıp gelir ardımız.
ANONİM
Şimdi isterseniz Fatma nineye kulak verelim. Bize
anlattıklarını dinleyelim. "Bak oğlum, bizler yıllardır
bu topraklarda yaşadık ve yaşıyoruz. Bu topraklarla
ağladık bu topraklarla güldük,bu topraklarla birlikte
güneşin altında kavrulduk,biz ona bir verdik o bize bin
verdi. Evdeki kaşığımdan mezarda olacak olan taşıma
kadar her şey bu toprakların eseri, elbette ki böyle bir
durumda atamızın, dedemizin değerlerine sahip çıkmamak
çok üzücü bir durum. Bak tüm bu gördüklerin elimin,
gözümün emeği ama şimdi ihtiyarladık. Gözümüz görmez
elimiz tutmaz oldu. Bunu kızım için, bunu gelinim için,
şunu camiye hayrım olsun diye, şunu da cenazem için
dokudum. Hepsinin örneğini ezbere biliyordum. Tüm
bunları anam dokudu, ben dokudum. Fakat gel gör ki kızım
dokumaz, gelinim dokumaz. Bunun nedenini bana birçok
nedenler ortaya atarak anlatıyorlar ama aklım bir türlü
ermiyor. bak tezgah bahçede duruyor, boynu bükük
kaderini bekliyor. İşte bu tuz torbası, buna dağa
giderken,yaylalara giderken azık konur, buda kızıl
çuval, gelin evden giderken çeyizini buna koyar. Eskiden
bu çuval olmadan gelin gönderilmezdi. Ele neylen
çıkacak? Kilimsiz çulsuz gelin olur mu? derlerdi."
Buram buram nakışlı iyilik torbası, tarak çulu,terki
heybesi bocuklarından mavinin yandığı kızıl çuval hala
birçok evin duvarlarını süslemeye devam
ediyor.bazılarının arasından Ayşe kızın kara oğlana
yaktığı türküler etrafa yayılıyor, bazısında ise
anaların hasret türküleri odayı kaplıyor, bazısında ise
Emine Ninenin torununa söylediği ninniler hala
kulaklarda çınlıyor.
Eğer bir yolunuz düşerse Yuva Kasabasına uğrayın hem
serin ağaçların altında güzel doğayla tanışın, Balıklar
Dağında tarihi izleyin, bir çoban kavalının sesine
uyarak türküler söyleyin, elleri tek dostu olan haşır
neşir olmaktan çatlayan köylünün elinden çayını için,
kültürel yozlaşmanın yaşandığı günümüzde bakarsınız
gerçek bir dost edinirsiniz.
KARA HASAN'IN ÖYKÜSÜ
Gavur çayının suyu bayağı durulmaya
başlamış, kışın bulanık artık görülmüyordu. Mart dokuzu
çıkmış, etrafta baharın müjdecileri olan yaban
nergisleri ve yaban lalesi hayıtların arasında belirmeye
başlamıştı. Dukguklar ötmeye başlamış, leylekler geleli
birkaç hafta olmuş, boynuz ağacının ve bacaların
üzerinde yerlerini almışlardı...
Saz ve toprak örtülü evlerde hafiften bir kıpırdanma
başlamıştı. Bu kıpırdanış Eyüpoğlu Hasancanın evinde
daha çok göze çarpıyordu Kolay mı bu? Yedi kızın içinde
bir tek oğlan Eyüp vardı. Eyüp yayla göçü başlamadan
önce develerin havutlarını yenileyerek kırılan hatapları
tamir edecek, kamışı değişecek, havutların kamışları
değişecek. Hatta hataplara takılacak hatap çanları bile
elden geçmeliydi. Çanlar büyüklüklerine göre sıra ile
develerin hataplarına takılacaktı. Her yıl hıdrellezden
sonra Balçıklı Çukurundan taa Güğü Yaylasına çıkılır, üç
direkli karakıl çadırları "ziyaretçi alanı " denilen
yere kurulurdu. Başka çadır kurulacak yerlerde vardı ama
oralara diğer obalar çadırlarını kuracaklardı. Eyüp
oğlan böyle hazırlık içinde iken kızlar boş mu
duracaklar? Onlarda yolda ve yaylada giyecekleri
giysilerin hazırlığını yapmaktalar... Peştemallarına
yeni kolonlar dokumaktalar ellerine yakacakları kınanın
tedarikine çalışmaktalar. Ah hıdrellez bir gelse hemen
göç başlasa yaz gelende bu hayıtlı çukurda yaşanır mı?
Yaz sıcak insanın beynini kaynatır, ağustos böceklerinin
sesine dayanılmaz bu çukurda. Hazırlıklar yavaş yavaş
ilerlemektedir Balçıklıda Eyüp oğullarından başka
Toparoğlu Alicenin evinde de hareket başlamıştır.
Ailenin dört oğlu birde kızı vardır. Fatmana dört
oğlanın içinde ecedir. Boyu bosu ve belden aşağı uzanan
kara saçları ile görenlerin yüreğini hoplatır. FATMANA
bu çukurdaki kızların en güzeli ve en çekicisidir.
Kaşlar sanki birer sülük gibidirler kara gözlerin
üzerinde. Alacalı peştemali giyip, ucu kozalı, gök
boncuklu kolonuda beline doladımı, onunla yarışacak
yoktur artık,dedik ya FATMANA Balçıklının en güzel
kızıdır. Ak kızıdır. Ama onunda yüreğinde ince bir sızı
vardır. Sızının sebebi Balçıklının en yakışıklı
delikanlısı küçük KARA HASAN dır. Hasan yiğit mi yiğit,
yakışıklı mı yakışıklı, dürüst bir delikanlıdır.
Babasını çok küçük yaşlarda yitirmiş anası Güssünce ile
yaşamaktadır. Bütün bu özelliklerine karşılık tek kusuru
yoksul olmasıdır. Gönül yoksulluğun farkında mı? Oda
Fatmana ya gönlünü kaptırmıştır. Toparoğlu Alicenin
yayla hazırlığını gören Hasan'ın günleri kararmaya
başlamıştır artık. Çünkü Toparoğlugil yaylaya göçecekler
ama Hasan göçmeyecektir.Yoksulluk başa beladır bu
çukurda. Arada bir olsa da gördüğü Fatmanayı
göremeyecektir bundan sonra göçenlerin yayla dönüşü son
güz ayını buluyordu. Bu en az altı ay demekti. O zamana
kadar nasıl dayanacaktı HASAN? Anası Güssünceyi tam üç
defa Allah'ın emri üzerine istemeye göndermiş fakat
Toparoğlu Alice anasını ters yüz etmişti onlara
verilecek kızlarının olmadığını, nasiplerini başka yerde
aramalarını söylemişti. Kara Hasan ne yapsın? Gönül
ferman dinlemiyordu. Nasıl olsa güzün yayladan
döneceklerdi. O zaman Fatmana ile anlaşır, onu
kaçırırdı,gönlünü böyle avuttu Hasan. Günler ne çabuk
geçiyor, yaylaya sürüler önden gider,bir hafta ongün
önce yola çıkan koyun ve keçi sürüleri, arkadan gelen
yayla göçü ile ancak beraber varabilirlerdi yaylalara..
Hasan'ın korktuğu günler geldi. Birgün erkenden koyun ve
keçi sürülerinin, çobanların önünde yola çıktıklarını
gördü, biliyordu ki on gün sonra esas yayla göçü
başlayacaktı.
Obanın delikanlıları ve genç
kızları en iyi giysilerini giymeye başlamışlardı bile.
Kızlar ellerine kınalarını yakmışlar, gök boncuklu
küpelerini takmışlardı. Hasan Fatmana'yı bir daha
görebilecek miydi? Tülüce tepesine çıkıp Bozyaka ya
doğru bakıyor, Fatmanayı uzaktan da olsa bir defacık
görmek istiyordu. Ama ne gezer Fatmana sır olmuştu
sanki... Hasan'ın geceleri gözlerine uyku girmez
olmuştu. Bir gece sabaha karşı gökyüzünü yıldızların en
şavklısı sabah yıldızını seyrederken yüreği hop ediverdi
: Eyüpoğlu Hasancanın göçü yola koyulmuştu. Bunu
Hasancanın devlerindeki hatap çanlarını gümbürtüsünden
anlamıştı. Göç yola koyulmuştu...Biraz sonra Bozyakanın
bitişiğinden Toparoğlu Alicenin de göçü hareket etti.
Onlarında develerinin hatap çanları gümbürdemeye
başlamıştı. Bu çan gümbürtüleri arasında delikanlıların
havaya boşalttıkları silah sesleri, Hasan'ın kulak
zarlarını yırtacaktı sanki...
Kara Hasan hayıtlı çukurda kalmıştı ama yüreği göçlerle
birlikte yaylaya gitmişti. Eh günler tez geçer, son güz
ayları çabuk gelir. Fatmana yaylada kalacak değil ya
nasıl olsa gelecekti... Hasan kendisini bu şekilde
teselliye çalıştı. Son güz ayları çabuk geldi. Sarı
sıcaklı Ağustos böceği sesli günler geride
kaldı...Yayladaki obalar yavaş yavaş gelmeye
başlamıştı...
İlkönce Eyüpoğlu Hasancanın obası geldi, yine o
gümbürtülü çan sesleri ile... Onu obaların diğerleri
takip etti ama Toparoğlu Alicenin obasından ses
çıkmıyordu... Nerede kalmıştı oba? Diğer obalar arasında
Toparoğlu Alicenin obasının birkaç gün gecikmeyle
geleceği söyleniyordu... Niçin gecikmişti Alicenin göçü?
Kara Hasan bir türlü akıl erdiremiyordu uzatmayalım.
Toparoğlu Alicenin obasıda geldi. Geldi ama FATMANASIZ...
Fatmana yaylada amansız bir hastalığa (ince hastalığa)
yenik düşmüştü...
Kara Hasan bu acı haberi alınca gözleri karardı, beyni
zonkladı taş kesilmişti sanki Dona kaldı... Dalgın
gözlerle boşluğa bakarken, dudaklarından şu dizeler
dökülüverdi:
Yayla yollarında meler bir
kuzu,aman aman
Seyil (sahil) evlerinde ara bul bizi.
Ünnedim Fatma diye, yalnız yatma
diye
Ünnedim Ayşe diye, odayı döşe diye.
Yayla yollarını yokuş dediler aman
aman,
Ak kızın koluna yapış dediler...
Ünnedim Fatma diye, yalnız yatma
diye
Ünnedim Ayşe diye, odayı döşe diye.
Yayla yollarında kaldım yalnız aman
aman,
Eşe dosta malüm oldu halımız.
Ünnedim Fatma diye, yalnız yatma
diye
Ünnedim Güssün diye, koyunu gütsün diye.
İşte o günden bu güne kadar kaç
bahar kaç yaz geldi geçti bilmiyoruz. Kim bilir kaç Kara
Hasan,kaç Fatmana gelip geçmiştir? Bildiğimiz tek şey,
türkülerimizin tazeliğini her zaman koruduğu, bulunduğu
yöreden dışarılara taşarak, halkın malı olduğudur. |
| |
Antalya Yöresi
Geleneksel Giysiler Listesi Kadın Giysileri
Fes:
Kırmızı veya bordo renkli depme keçeden konik biçimli, başa
giyilen bir parçadır.
Çaş:
Fese benzer olup başa giyilen (Fes yerine) keçeli kasnaktır.
Üzerine Elbi adı verilen pul işlemeli kırmızı veya yeşil tül
örtülür. Üst kısmı yapma çiçeklerle süslüdür. Elbi örtüldükten
sonra görülen alın kısmı boncukla bezenmiş uç kısmında bir veya
iki sıra altın, gümüş para dizisi olan bir çeşit başlıktır.
Para
Çelgi (Alınlık):
Bordo fes üzerine veya fes biçimindeki keçe üzerine altın ve
gümüş paralarla bezenmiş etrafı renkli poşu veya yazmalarla
bağlanmış (çelinmiş) bir başlıktır.
Boncuklu
Çelgi: Para çelgi
gibi fes veya keçe biçimindeki başlığın alın kısmı boncukla
bezenmiş, yalnızca uç kısmında bir veya iki dizi para dizilmiş
bir başlıktır.
Nezgep:
Fese benzer olup, sakak adı verilen bir parçayla çene altından
geçirilerek fes yerine başa giyilir. Arka kısmı biraz daha
uzuncadır. Tepesi gümüş olabilir ve alın kısmını süsleyen
altın-gümüş para bulunur. Yine gümüş paralardan oluşmuş
yanlardan nezgebe tutturulmuş gıdıklık ile süslenmiştir.
Terlik
(Tellik): Renkli
kadife kumaştan yapılmış olup sakak adı verilen parça ile çene
altından başa geçirilmiştir. Alın kısmı, giyenin ekonomik
durumuna göre iki-üç sıra altın-gümüş para dizisi ile
süslenmiştir.
Pullu
Yazma: Kare
biçimindeki yazmanın etrafı pullarla işlenerek başlık üzerine
örtülerek kullanılan bir örtüdür.
Oyalı
Yazma: Kare
biçimindeki yazma, kenarına yöresel motiflerle işlenmiş boncuk
veya iğne oyası ile bu adı alır ve başlık üzerinde kullanılan
bir örtüdür.
Kozalı
Yazma: İğne oyası
motifli, ancak çiçekleri biraz irice ve kolalı oya olan
yazmadır. Başlığın en üstüne kullanılan parçadır.
Elbi:
Çaş ve boncuklu çelginin üzerine örtülen, üzeri pullarla
işlenmiş, kırmızı veya yeşil renkli gelin başı örtüsüdür.
Dastar:
Yazmanın Korkuteli ve Elmalı yöresindeki adıdır. Bilinen kalıp
baskı motifli, renkli başörtüsüdür.
İçlik (göynek):
Eskilerde Canfır ve Melas kumaştan yarım yakalı, bağrı açık yaka
ağzına, bağır (göğüs)kısmı pullu veya iğne oyası ile süslü bir
iç giyim parçasıdır. Şimdilerde bürümcek, şile bezi veya pamuklu
kumaşlardan dikilmekte olup, yaka ve kol ağızları iğne oyası
işlemelidir. Üstü dar ve alta doğru genişleyen bir biçimi
vardır. Giyildiği zamanki uzunluğu diz üstüne kadardır.
Bağırtlak (Boyunluk-Sütlük-Göğüslük):
İçliğin kumaşından olan, yine yaka ve göğsü iğne-pullu oyalı
giysi parçasıdır. Giyilince göbek hizasına kadar iner. Arkadan
bağcıklarla bağlanan çeşitleri de vardır. Omuz genişliğinde,
yakası açık, kolları ve arkası olmayan hakim (dik) yakalı tek
parçalı bir giysi parçasıdır.
Üçetek
(Çitari-Kutnu):
Genellikle çitari veya kutnu kumaşlardan yapılmaktadır. Uzun
kollu olup kol ağızları yırtmaçlı ve düğmelidir. Önü açık,
belden itibaren üç parça eteklidir. Üç eteklerin kenarları
dilimli olup, bu dilimlerin üzeri siyah kaytan işlidir. Arka
parçasının alttan itibaren uç kısmında bir ardıç motifi gibi
motifler kaytandan işlenir. Üçetek yapılan kumaşlar; kırmızı,
mor, vişne renklerindedir. Yarım yakalı olup, ön üstten üç
düğmelidir. Kutnu üçeteklerin kenarları ise sarı veya siyah
harçlarla işlidir.
Delme
(İç yelek): Üçetek
kumaşlardan yapılan delme yelek, kısa kollu bele kadar uzunlukta
ve önü açıktır. İçi astarlıdır. Önünün kenarları oymaların üzeri
siyah kaytanla işlidir.
Ceket:
Terikoton kumaştan yapılır. Astarla kumaş arasına çok ince pamuk
konulur. Sık ve paralel dikişle sabitlenir. Genellikle kırmızı,
koyu pembe renkte olmakla birlikte değişik renkte olanları da
mevcuttur. Cepken formunda olup, giyildiğinde bel üstü hizasında
kalmaktadır. Yaka ve kol ağızları harçla işlenmektedir.
Aba:
Kadife kumaştan, sırma işlemeli, astarlı ve diz üstüne kadar
uzanan bir giysidir. Genellikle İbradı bölgesindeki gelinler
tarafından giyilmektedir.
Kebe
(Cepken): Kebe,
kadife veya çuhadan yapılmaktadır. Uzun kollu ve önden açıktır.
Bele kadar uzunlukta olup, yarım yakalıdır. Cepken kenarları ve
kol ağızları sarı veya siyah sim veya harçla işlidir. Cepkenin
ön ve arka yüzü beyaz veya sarı simle yöreye has motiflerle
işlidir. Genellikle yörede kullanılan renkler; kırmızı, bordo,
mor ve yeşildir.
Direm
Kuşak: Eskiden bu
yana kare şeklinde, çubuklu renkli, geleneksel ipekli bir
dokumadır. Ortadan katlanarak üçgen biçiminde bele sarılarak
kullanılır. Uçları püsküllü olup yanlarında bazen bağcık
bulunur.
Şal
Kuşak: Renkli yün
iplikten dokunan yaklaşık olarak 1x1 metre ebatlarında olan bir
giysi parçasıdır. Bele sarılarak kullanılır.
Golan
(Kolan): Renkli
iplikten özel dokuma tekniği ile (çarpana) dokunan, genellikle
2-3 cm. eninde ip kumaştır. Şal kumaş üzerine dokunarak
kullanılır.
Öncek (Önücek-Peştamal):
Eskilerde renkli dokuma kumaşlardan üzerinde yöresel motifler
bulunan bir önlük çeşitidir. Eskiden 2-3 renkli ipek dokuma
kumaşlardan da yapılırken, şimdilerde ise değişik renk ve
desende buldan bezinden yapılmaktadır. Genel olarak bordo,
kırmızı, mor renkli olanları bulunmaktadır.
Şalvar:
Şalvar üçetek kumaştan yapılmaktadır. Eğer üçetek kutnu kumaştan
yapılırsa, şalvar saten kumaştan da yapılabilmektedir. Çitariden
dikilen şalvarların içi astarlıdır. Uç kısmı ve paça kısmı
(15cm.) astar kumaşından yani bez dokuma kumaştan yapılmaktadır.
Ağı geniştir.
Çintiyan: İbradı'da
karşılaşılmaktadır. Beyaz kumaş veya Amerikan kaputundan
dikilmektedir. Paçaları kadife veya kutnu kumaştan olup,
gerektiğinde çıkarılıp yıkanarak yeniden yerine dikilmektedir.
Çorap:
El örgüsü yünden yapılan, düz beyaz çoraplar dize kadar
uzunlukta olup, yanlarında değişik renklerdeki yünlerden yöre
motifleri bulunur.
Çarık:
Çarıklar yapılacak derinin rengine göre değişik ham deri
renginde de olabilmektedir.
Yemeni:
Deriden ve kısmen ucu sivri, ince topuklu ayakkabıdır. Siyah ve
bordo renkli kullanılır.
Galloş:
Deriden yapılan hafif topuklu, giymek için arkasında demiri
bulunan bir çeşit ayakkabıdır.
Altın
Para: İpe veya
zincire dizilmiş göğüse kadar inebilecek uzunlukta sıra
altınlardan oluşan ve boyuna takılan bir takıdır.
Gerdanlık: Gümüş
paralardan oluşan veya değişik gümüş işlemelerden oluşan altın
para biçiminde dizilmiş ve boyuna takılan bir takıdır.
Gümüş
Bağırlık: gümüş
gerdanlık gibi ucunda büyükçe para veya süsler bulunan
(madalyon) bir çeşit takıdır.
Zülüf
Bastı (Yanaklık):
Başlığın iki yanına takılan üçgenimsi bir parça ve sarkan gümüş
zincir ve paralardan oluşan bir takıdır.
Perişan:
Zülüf bastı ve para çelgi (alınlık) ile birlikte başın bir
yanından diğer yanına kadar uzanan aynı zamanda çenenin altından
da dolaşan gümüş zincir ve paralardan oluşan bir takıdır.
Gıdılık:
Perişan gibi ancak daha çok para çelgi ve fesi çenenin altına
tutturmaya yarayan gümüş süs veya boncuklarla süslenmiş bir
çeşit bağ ve takıdır.
Saç
Şekli: Boncuklu
bellik
Gümüş
Tokalı Kemer:
Genellikle bele takılan telkari gümüş işçiliği ile yapılmış ön
tarafta iki adet gümüşten tokası bulunan bir çeşit kemerdir.
Üçeteğin üzerine takılan bir takıdır.
Heybe:
Renkli yün iplerden dokunmuş yöresel motiflerin bulunduğu bir
çeşit azık torbasıdır. İpi genellikle çarpanadan olmakla
birlikte iplede örülebilir.
Kaşık:
Oyun kaşığı olarak bilinen şimşir ağacından yapılmış tahta
kaşıktır.
Golan
Tokurcaklı): Golan,
boncuklu olarak yapılmış bir örneğidir. Zaman zaman golan kuşak
yerine veya aksesuar olarak kullanılır. Uçlarındaki boncuklardan
dolayı tokurcaklı golan adını alır.
Antalya Yöresi Geleneksel Giysiler Listesi Erkek Giysileri
Fes:
Kırmızı veya bordo renkli depme keçeden konik biçimli, başa
giyilen parçadır.
Poşu:
Fes üzerine, renkli ipek ince bir dokuma olarak sarılan
kumaştır. Kare biçiminde uçları püsküllüdür.
İçlik (göynek-mintan):
Alaca renkli dikine çizgili, hakim yakalı, önü kapalı, dokuma
kumaştan yapılmaktadır. Ön üstten üç veya beş düğme açık
olabilir. Göyneğin kolları uzun olup, kol ağızları düğmelidir.
Mintan; yakası hakim yaka, sol yandan düğmeli, kolları uzun
olup, kol ağızları düğmelidir. Alacalı veya pamuklu kumaştan
yapılan göyneklerdir.
Camadan (iç yeleği):
Çuha kumaştan kolsuz yelek biçiminde yapılmış olup, önü ve arka
yüzü yöresel motiflerle siyah kaytanla işlenmiştir. Ancak önü
verev kesimli olup, düğmelerle bağlanmıştır.
Kebe (cepken):
Yörede daha çok açık mavi veya mavi renkli çuha kumaştan yapılan
önü açık bel hizasında uzun kollu bir üst giysisidir. Kenarları
ve kol ağızları siyah kaytan işlemeli olup, ön ve arka yüzlerle,
kol üstleri yöresel motiflerle siyah kaytanla işlemelidir.
Çağşır (şalvar):
Çağşır keçi kılından dokunmuş kumaştan yapılmış ve uçkurla bele
bağlanan ağı geniş diz üstünde kalan, ayak bileklerine kadar
uzanan bir giysi parçasıdır. Çağşır içerisi astarlı olur.
Menevrek:
Çağşır biçiminde olup, depme yün kumaştan dikilmiştir.
Bölgemizde daha ziyade Burdur'da kullanılmakla birlikte,
çalışmalarımızda, Akseki-İbradı tarafında da nadiren
kullanıldığı ifade edilmiştir.
Şal Kuşak:
Renkli yün iplerden dokunan yaklaşık olarak 1x1 metre
ebatlarında olan bir giysi paçasıdır. Bele sarılarak kullanılır.
Uçları püsküllü olup, üçgen olarak kullanılır.
Trablus Kuşak:
El tezgahlarında dokunmuş renkli keten ve ipek karışımı dokuma
kumaştan yapılmış bir çeşit kuşaktır. Yöremizde Alanya kuşağı
adıyla da kullanılmaktadır. 2-3 metre uzunluğunda 15-20 cm.
eninde koltuk altında başlayarak kalça üstüne kadar sarılarak
kullanılmaktadır. Bu kuşak kullanıldığında şal kuşak
kullanılmaz.
Çorap:
Beyaz yünden, elle ve beş şişle örülen düz çorabın yanlarında
siyah veya karışık renkli motifler veya işlemeler bulunur. Erkek
çorapları dize kadar uzunlukta örülmektedir. Bu çoraplara
dizleme çorapta denilmektedir. Çağşırın üzerine çekilerek
giyilir.
Çarık:
Çarıklar yapılacak derinin rengine göre değişik ham deri
renginde de olabilmektedir.
Yemenli:
Deriden ve kısmen ucu sivri, ince topuklu düz ayakkabıdır.
Genellikle siyah rengi tercih edilir.
Kundura:
Topuklu, genellikle siyah deriden bağcıksız düz erkek
ayakkabısıdır.
Silahlık:
Siyah deriden yapılan bir çeşit kuşak olmak üzere kişisel
eşyaların konulduğu (tütünlük, tabaka, tesbih, barut ve harbi)
bir aksesuardır.
Yağlık:
Uçları işlemeli mendil biçiminde bir aksesuardır. Kimi zaman
boyunda kimi zamanda kuşağın ön yüzünde işlemeleri görülecek
şekilde kullanılır.
Heybe:
Renkli yün iplerden dokunmuş yöresel motiflerin bulunduğu bir
çeşit azık torbasıdır. İpi genellikle çarpanadan olmakla beraber
iplede örülebilir.
Köstekli Saat:
Gümüş zincirli ve bir ucu yelek düğmesine bağlı olarak
kullanılan bir aksesuardır.
Uzun Bıçak:
30-40 cm boyutunda ucu sivri düz kamadır. |